26 Kasım 2013 Salı

Okuma Yazma

Ben okula gitmeden okumayi öğrenmiştim. Sonra okulda sınıf atlamam falan gündeme gelmişti ki, ilk 1 ay boyunca "annem acaba dışarıda hala beni bekliyor mudur" diye izin alıp anneciğimi kontrol ederdim. Dile kolay tam 1 ay... Bu şartlar için oldukça beklenmedik bir teklifti, bizimkiler ne düşündüler, ne dediler detayı hatırlamıyorum ama iyi de olmuş böylesi. 
Bu anekdotu bitirdikten sonra gerçek konumuza dönelim. Defnem de bu sene yazı yazmaya merak saldı. Ben de ogretmenine sorduktan sonra istedigi ölçüde yardımcı olmaya çalışıyorum. Adını sürekli yazıyor, herşeyi yazmayı soruyor...
Bu fotoğraftakide kalemlerle yazılmış bir DEFNE...

1 Kasım 2013 Cuma

Pilavlı

Aramızda kalsın (Defne duymasın) ben sütlaç hiç sevmem. Bunda utanılacak bir durum olmadığını biliyorum ama elindeki her kozu (hele de yemekle ilgili olanları) bana karşı kullanan küçük cadıya karşı da stratejik olmam gerektiği için şimdilik ona söylemiyorum. Benim sütlaçla aram iyi olmadığından, Nihat'ın da daha çok şerbetli ağır tatlıları tercih ettiğinden mütevellit evde hiç pişmemiştir sütlaç. Gel gelelim tatilde bir tatil köyünü tercih etmişseniz burada önünüze serilen binbirçeşit yemek ve tatlıdan biri de sütlaç olarak karşınıza çıkabiliyor. Bizim için de öyle oldu, biraz tembellik yapıp (biraz da laf mı) bol bol yemek yeme içgüdüsüyle kendimizi kaybettiğimiz bu yılki deniz tatilimizde sütlaçla yüzyüze geldik. Ben tercih etmedim ama Defne heves edince de diğer tatlılara oranla daha masum olduğunu düşündüğüm için itiraz etmedim (zaten hiçbir konuda itiraz etmeye cesaretim de yoktu açıkçası) sütlaç almasına. Oldukça da başarılı gözüküyordu. Beğenmedi diyemem, nitekim sonunu gördüğümüz ender tatlılardan biri oldu ama ilk denemesinde tepkisi:
- "Anne bu pilavlı... Ne biçim bir tatlı.." oldu.

(Bu arada fotoğrafta sağdaki kol kası gibi şeyin ne olduğunu hiç hatırlamıyorum)

20 Eylül 2013 Cuma

Baba mı, Dede mi?

Defne'ye ait bir anekdot değil ama kayıtlara eklemeden geçemeyeceğim. :)))
Konu Tufan Emre, Defne'nin kuzeni. (Nam-ı diğer yeğenim) Şu anda yalaşık 1,5 yaşında. Herkesin başka şekilde seslendiği dedesiyle (babam) ilgili yaşadığı kafa karışıklığına şapka çıkarılacak bir çözüm bulmuş: "Babadede"

16 Eylül 2013 Pazartesi

Yeni Okul

Tatil geldi de geçti bile... Defne için oldukça iyi geçti bence. Yeterince dinlendiğini düşünüyorum ama sanırım o benimle aynı fikirde değil:) (aslında haksız da değil, tatil hiçbir zaman yetmez insana bilirim ama bu aramızda kalsın)
Yeni okulu, yeni öğretmeni, yeni servisi, yeni arkadaşları.... Aslında küçücük kafa için oldukça endişe verici elbette ama pek belli etmedi Defneciğim. Ta ki dün geceye kadar... Gece uyandı ve bir türlü uyuyamadı. Sanırım o küçük kafanın içinde büyük düşünceler vardı. Benim gibi ilkokula başladığında annesini 1 ay boyunca okulda süründüren (evet zavallı anneciğim ilk 1 ay beni okulda bekledi , hatta arada tuvalet bahnesiyle izin alıp annem orada mı diye kontrol ederdim....) annesi olmasına karşın oldukça olgun davranıyor..
İlkokula hazırlıkla birlikte hayatında yeni bir dönem başlıyor. Uzun ve yorucu bir süreç olduğu kadar eğlenceli ve zevkli de. Umarım güzel kızım bundan sonra okul hayatından zevk alır, başarılı ve seni mutlu ve tatmin eden sonuçlara ulaşırsın. Zorluklarla karşılaşmamanı, karşılaşsan bile üstesinden gelecek güce sahip olmanı dilerim. Umarım hep iyi insanlarla karşılaşır kötülüğü tanımazsın benim gül yüzlü güzel gözlüm... Şans, bereket, bolluk, başarı, mutluluk hep seninle olsun...
Allahım sen onu ve tüm çocukları koru...

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Yeni Saçlar

Bir türlü cesaret edemediğim ama çok istediğim bir konu Defne'nin saçlarını kestirmekti. Bir kaç defa sözü açılınca kabul etmişti ama ben ertelemistim. Dün anneannesi saç kestirmeye giderken heves etmiş. Annem bana soruyor, ben emin olamıyorum derken, kendi kararini kendi verdi ve sonuç....
Saçlarını görüntülemek isterken neden böyle bir poz verdi bilemiyorum :))) ama hepimiz çok beğendik doğrusu. Hem saçı hem de pozu.
Modeli de kuförcü kendi yapmış, kendi kendine karar vermiş. Umarım sıkılmaz.  Gerçekten çok yakıştı.

Küçük Misafirimiz

Haftasonu uzuuuun zamandir görüşemediğimiz Gülfcüm ve küçük kuzusu Berker'le bir aradaydik. Defnem musafirimiz var diye çok sevindi ama Berker oynamak için biraz küçük olduğu için tam da ne yapacağını bilemedi. Ama ablalığa gelince çok iyi idare etti. Bu fotoğraf da onun güzel bir örneği...

23 Ağustos 2013 Cuma

Legodan Köprü

Legolarla oynamak benim de en sevdiklerimden. Malesef ben evcilikle arası iyi olan eğlenceli bir anne değilim :(( resim yapalım, birseyler kesip yapistiralım,  biçelim, dikelim, kutu oyunu  veee lego da iyiyim, ama evcilikre bir anda kendimi ders veren karakter olarak bulunca kendimden tiksiniyorum diyebiliriz. Napalım beceremiyorum:((( 
Neyse Defne'yi evcilikten vazgeçirip :(( legoya ilna edince süper eserler çıkıyor. İşte buyrun... 
Bu 2 yıl öncesinden bir kare ve eserin adı "Köprü"
Bu da 2 yıl öncesinden başka bir kare ve eserin adı "Bizim Ev"
Bu da geçtiğimiz yıldan. Eserin adı: "Yürüyen Ev"

Artık küçük parçalı legolarla ilgileniyoruz ama onların orijinallerini bozmaya kıyamadık henüz, o zaman yeni sonuçlar bekliyorum



Baba-Kız Pembeli

Anne "pembe" kız rengi babam neden gitmiş?
Oysa ki bilmiyor babaya o gömleği almaya ben ikna ettim! (Çünkü o da kızıyla aynı fikirde, aman duymasın) :)))

Ofiste Günler

Bakıcımız amelitat olduğu dönemde Defnoş aksam çıkışta servisle benim ofise geldi. Sağolsun bizim kızlar ( Mujgan, Betül, Ezgi, Suzan, Mihrican) ve Serdar çok ilgilendiler de o günleri zararaız atlattık... Bir kaç eğlenceli kare...

Neşe Erberk ve Defnem


Defne 2010 yılından 2013 Haziran'a kadar Joyfull Ataşehir'e devam etti. Neşe erberk'in kurucusu olması vesilesiyle biz de bir anı kalmasını istedik. Çok güzel günlerimiz geçti okulda. Teşekkür ederiz emeği geçen herkese teşekkür ederiz. 

Meditasyon

Evde bir meditasyon seansı. Nihat'ı bile ikna etmişse varın siz düşünün


Küçük Palyaçolar

Uzun zaman yazmayıp biriktirip bir anda herşeyi yazmak isteyince, tarihler hakkında bilgi vermek gerekiyor.  Bu fotoğraflar da sevgili Çiğdemler taşınmadan önce Tolga ile geçirdiğimiz eğlenceli bir akşam ve iki küçük palyaço.


Deneysel Dans


Açıkcası ne yaptığını anlayamamış ve adlandıramamanın ezikliği altındayım.


Fener Balığı

Defne bu resmi Nemo'yu izledikten sonra yaptı. Animasyonda gördüğü Fener Balığını çizdi. Laf aramızda ben de fener balığını ilk defa orada görmüştüm, öyle balıkçıya gidip kavurmasını yemekle olmuyor. 
Resimlerin tarihi yaklaşık 2011 başlarıdır.



Defnem'den Doğumgünü Hediyesi :)))

Babasıyla bir sürpriz yapmışlar doğumgünümde. İyi ki varsınız. (2013)

London Eye

Londra gezisi bence tam olmadı, tekrar gidilmeli. London Eye'dan görüntüler.


Kraliçe

Londra seyahatimiz çok güzeldi ve o kadar şanslıydık ki, bir çok İngiliz'e ömründe kısmet olmayan bir şeyi yakaladık. Hem de bir günde 2 kere. Evet Kraliçe'yi gördük..:)) Defne'nin şansı bu da. 

Dalından Kiraz


Geçen yaz başında bir Kayseri ziyaretinde kirazları yakaladık ve dalından yeme şansını yakaladık. Ben değil belki ama Defne kesinlikle çok eğlendi.

Oyuncak Müzesi

Mümkün oldukça ve fırsat buldukça Oyuncak Müzesi'nde atölyelere katılıyoruz. Bunlardan ikisi:
Bez bebek,


Dört Göz

Umarım hiç kullanması gerekmez ama bunu da çekmeden edemedim. Tipitip...

Bir başka Gezi


Bu sene arkadaşlarımızla bir cruise turu yaptık. Çok yer görmek güzel ama tam olmuyor işte... Ucundan ucundan.. Örneğin Barcelona'ya tekrar gidilecek, Roma'yı görmesek tekrar gerekecekti (laf aramızda Roma'ya tekrar tekrar gidilir o ayrı konu), Tunus'a gerek yok, bu vesileyle Valencia, Cenova, Portofino'yu görmüş olmak kazanç. 
Defnem bitmeyen kilisede
Barcelona sokakları
Valencia ve Calatrava,
Tunus'da bir cafe,
I found my love in Portofino
Valencia'da bir dev ağaç,
Cenova,




Spor Okulu

Defne geçtiğimiz yaz 3 hafta spor okuluna gitti. İyi ki de gitmiş, çok faydasını gördük fiziksel olarak. Çok naz yaptı giderken ama sonra da tenis biliyorum, yüzme oğrendim diye havasını da armaktan geri kalmadı. 

Yusufcuk

İyi ki de resim yapmayı seviyor. Mümkün olduğunca saklamaya çalışıyorum ama mutlaka fotoğrafını çekiyorum. Ama durun artık bugünden sonra orijinali saklama konusunda daga özenli olacağım...
Yusufcuk'u da bahçede görmüş!!? Ben de 6 kanadı var gibi saçma bir laf ettim, boş bulundum, öyleymiş gibi geldi bir an (sonradan 4 müydü, 6 mıydı kararsız kaldım ve sonuç) (agustos 2013)

Düşmeyi Bilmek

Defne'yi büyütürken oğrendiğimiz konulardan biri. Düşmeyi bile bilmek gerekiyor. Biz bunu kötü bir deneyimle öğrendik, meğer arkadaşlarımıza jimnastik öğretmenleri söylemiş "burada düşmeyi oğrenecekler" diye. Ben Defne'yie geçtiğimiz yıl teklif etmiştim, istemeyince zorlanamıştım ama bu yıl ya jimnastik, ya dans ya da baleye gitmesi için ikna etmeyi planlıyorum.
Neyse uzun lafın kısası geçen gün arkadaşları scooter ile giderken peşlerinden koşmaktan yorulmuş olsa gerek,  Bilge'nin scooter'ı ı sürmeye başladı. Herşey çok iyi gidiyordu, taki koşarak "anne, çok acıyo" diye ağlayarak gelmesine kadar. Çok korktum ama sakin kalmaya çalıştım ama oldukça zordu. O akşam sallanan bir ön diş, dişin kestiği ve hafif yarılmış dudak ve yüzülmüş bir yanak, çene, dudakla sonlandı. O kadar kendimi germişim ki, ertesi gün her yanım tutulmuştu. Çok şükür ki diş henüz süt dişi, göz-kafa sağlam ve kırık yok. Dişi şimdilik koruyoruz. Haftaya dişçi kontrolü var. Umarım kurtarırız dişi. 
Şunu da öğrendik, düşmesine olanak sağlamak gerekiyormuş, çok korumak iyi değil. 

15 Ağustos 2013 Perşembe

Kuzenler

Annemler yazlığa gelmişken görüşelim istedik ve bu nedenle geçtiğimiz haftasonu Çınarcık'a gittik. Çınarcık benim çocukluğumun yazlarının geçtiği, depreme kadar çok güzel hatıralarımızın duğu, güneşin batışının bir örneğinin yaşanmadığı gizli bir cennettir bizim icin. Maalesef deprem nedeniyle annemlerin de gitmesini istemediğim gibi ailece gitmeyi de çok tasvip etmiyoruz. Ama korka korma gitmekten de jendimi alamıyorum. 
Her ne kadar aımızın bir köşesinde depremin korkunç görüntüsü olsa da kızım için büyük düşüşün ardından eğlenceli bir gün oldu. 
Bu fotoğrafta kuzenler uyku mahmuruyken çekilmiş, güzel hatıralardan biri...

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Küçük Şef

İngiltere seyahatimizle ilgili yazma fırsatım olmadı ama meşhuuuur Hamley's ziyaretimizi kısaca anlatmak istiyorum. Sezer'ciğim sağ olsun, çok ısrar etmişti onlara gidelim diye, biz de çok istedik, özellikle de Defne, ama bir yandan da son günümüz olduğu için aklımızın bir köşesi (ok, itiraf ediyorum; benim aklım) Hamley's mağazasında kalmıştı. Sonra dönmeye karar verdik. Nihat arkadaşıyla buluşurken biz de ünlü oyumcak mağazasına gidecektik. Sadece 1 saatimiz vardı. Girmeden önce Defne ile anlaştık, sadece 1 oyuncak hakkı vardı ve en çok ne beğenirse onu alacaktık. Tabi cok büyük bir şey de olmamalıydı. Mağazada ben kendimi kaybetmiş ve Defne'den gizli gizli bir sürü oyuncak alırken bizim akıllı bıdık söz verdiği gibi bir tek Mini Mouse setinde karar kıldı. Ama seçim yaparken epey bir zorlandığına şahit oldum. Kendisini böyle bir ortamda bu kadar iyi yönetebildiği için de ayrıca teşekkür ve takdirlerimi sunuyorum. Tabi bunun yanında aldığım değişik oyuncakları da bu hareketi ve benzer hareketlerini takdir etmek amacıyla kullanıyorum. Fotoğraftaki de onlardan biri... Küçüm şef'in mutfak kıyafeti. Ama siz söyleyin güzel değil mi?

Kararsızım

Defne büyürken karşılaştığım kararsızlıklarımdan birini saha aon zamanlarda yaşıyorum.
Defne'nin farklı alanlarda kendini geliştirmesi ya da belki daha doğrusu kendini denemesi icin bazı fırsatlar yaratmaya çalışıyorum. Örneğin resim-heykel gibi sanatlar için atölyelere götürüyorum, müzik aleti ne çalar acaba diye müzik öğretmeni ile görüşüyorum, tenis-yüzme için spor okuluna yazdırıyorum. Aonuçtan memnun olduğunu görüyorum ama tam olarak yaptığımın doğru olduğundan emin olamıyorum. Acaba çocuğa bazı şeyleri talep etmeden sunmak ne kadar doğru? Acaba biraz yoksunluk tatmin duygusunu da geliştirir mi? Önüne seçenek sunmak ama nasıl?
Yalnız iç güdülerim bu konuda bana şunu söylüyor: "Talep yarat". Yani artık çocuğuna da müşteri gözüyle bakar mı insan diye düşünebilirsiniz. Ama ben bir proje yöneticisi olarak nasıl iş hayatımdaki  bir çok bilgiden evde de faydalanıyorsam bu da öyle birşey. Sanırım işimi çok içselleştiriyorum ama ev, iş, aile hayatını çok keskin çizgilerle ayırınca adaptasyon sorunu yaşıyorum :) Böylesi iyi oluyor anlayacağınız... Bu konuda da naçizane fikirlerimi biraz geliştirdikten ve planlarımı uygulamaya koyduktan sonra paylaşacağım

Gezdik Gördük


(Tunus)
Çoğu zaman kendime kızıyorum. O kadar yer gezip görüyorum, ne doğru düzgün fotoğraf var, ne bir yazı, ne hatıra. Bir ara bindiğimiz metro/tren biletleri ya da müze gorişlerini sakkamay kalktım sonra evi toparlarken bir cinnet anında hepsini artım. Bir gezi blogu da açamayacağıma (kendimi o yetkinlikte görmediğim gibi, o gözle de gezdiğim söylenemez) göre en iyi bari Defne'nin bahanesiyle paylaşayım gezip gördüklerimizi.
(Foroğraf merakı, kesinlikle desteklenmeli ve ona uygun maddi olarak da bana uygun bir makine alınmalı)
Geçtiğimiz Haziran ayında bir Cruise seyahati yaptık. Herkes hayatının bir aşamasında bu deneyimi yaşamalı bence.  Ama birkaç uyumlu arkadaşla birlikte tavsiye olunur. Bir de harcama konusunda kendinizi rahat hissedeceğiniz bir dönemde olmanız önerilir. Oldukça tuzlu bir seçim. Biz MSC Siplendida ile Marsilya, Barselona, Valensiya, Tunus, Sivitaveccia (Roma), Cenova ve tekrar Marsilya turu yaptık. 
(Baba-kız Kaptan'ın Partisi)
Bir setahatte birden çok yeri görmek güzel ama aklında kalarak, içine sindiremeden dönmek kötü yanı. Örneğin Barselona'ya tekrar gidilecek, Roma 2.  oldu ama tekrar Siena'yla falan tekrR görülecek, Portofino'ya bir daha yolumuz düşer mi bilmem, Valensiya ve Cenova büyük kazanç.  Gezi yazısi da bu kadar özetlenince hiç keyfi yok ama burada konsept böyle. Defne'nin burası. konuyu dağıtmayalım :)
(Barselona'dan ayrılırken)

Marifetli Eller

Defne'ciğimle birlikte mutfakta vakit gecirmek cok eglenceli. Ne yakan söyleyim ben "evcilik" oynarken cok eglenemiyorum :( Her ne kadar Defne'nin ısrarları ile biraz lokantacılık, biraz marketcilik, biraz annecilik oynasal da ben genelde Defne'nin deyimiyle "faaliyet" yapmayi seviyorum. Oldum olası öyleydim aramızda kalsın. Annemler beni odamda ders çalışıyor zannederlerken, ben kartonlardan kağıtlardan kesme yapıştırma, katlama, boyama, süskeme vb "faaliyetlerle" uğraşırdım. Durum hala benzer... Defne ile de vakit geçirirken o kabaka doğru yönleniyorum. Mutfakta cok iyi olduğum söylenemez ama denemekten vazgeçmem. En çok da ileride Defne'den "annemin yaptığı ... harika olur"  ya da "annemin .... olsa da yesem" gibi cümlelerini duymak amacım. Bunu saklamıyorum biraz bencilce galiba ama Defne başta olmak üzere çevremdekilerden yemek konusunda övgü duymak istiyorum. Bakarsınız bir gün küçük bir yemek kitabı bile yapRım belli mi olur (yok artık kendini bilmez insan :)))
 Resimdeki tarifi de internetten buldum, çok pratik. Muzlu, bisküvili falan bir karışım. İşlem sonrası mutfağı temizlemek biraz uğraştırıyor ama Defne ile birlikte zaman geçirmek harika.